Monday, 10 October 2011

havacı - karacı - araştırmacı

Günden güne büyüyen araştırmacı ordusu hipodromdaki geçit töreninde dosta güven düşmana gözdağı verdi.

DR Ceykıl ve mistır Hayd

İçinde mutluluk olan yazı.
(İçinde mutsuzluk olan yazı)

Genelde ben dahil herkes bir şeylerden şikayet ediyor. Kimi yemeklerden, kimi taşınma konusundan, kimi taşınmama konusundan, kimi performans sisteminden, kimi asansörlerden kimi kreş olmamasından, kimi raikonen (bir yerde kesmek lazımdı. Liste uzadıkça uzar yoksa. Ama mutlu değil miyiz? Zaman zaman mutlu olduğumuz da olmuyor mu? Kötümserlerin olmuyor dediğini duyar gibiyim. İyimserler ise hala düşünüyor. Olmaz mı arkadaşlar? Oluyor elbette. Ama bu biraz da bakan gözde.
Yani siz mutlu olmayı mı istiyorsunuz, mutsuz olmayı mı?
Her şey içinizde (kişisel gelişim kitaplarını sadece kadınların okuduğunu mu sanıyorsunuz? Ben de zamanında okudum. Kişisel gelişim kitabı satın alacaklara buradan sesleniyorum, hepsinin ana fikri bu, boşuna para harcamayın.)

Aşağıdaki birinci satırlar başımıza gelebilecek mutlulukları gösteriyor. Başınıza birinci satırda yazan şeyler geliyorsa siz mutlusunuz. Ya da hayata olumlu bir gözle bakıyorsunuz demektir.

* Çarşamba olduğunu düşündüğünüz günün aslında Perşembe olduğunu öğrenmeniz. Çarşamba’dan direk Cuma’ya geçiş hissi. Mutluluk.
- Cuma olduğunu düşündüğünüz günün aslında Salı olması. Ertesi günün Cumartesi değil Çarşamba olması. (Daha da kötüsü haftanın her gününü Cuma sanmanız, bir dönem başıma geldi amanin ne oluyor dedim)

* Angarya bir konuda rapor hazırlarken ve daha raporun başındayken, o işin başka bir müdürlüğe verilmiş olduğunu öğrenmek. Sevinç gözyaşları.
- Adı geçen müdürlüğün sizin müdürlüğünüz olması. Gerçek gözyaşları.

* Sabah zor kalkıp geldiğiniz bir günde (kahvaltı bile yapılmamış) yan masada oturan arkadaşınızın size simit ikramı. Sevinç.
- Simiti ikram eden kişinin siz olması durumu. Bir simitiniz vardı yarısı gitti. Şimdi bu adam simiti benden aldığını yayar, duyan üşüşür, yarım simitten de oluruz bekleyişi. Tedirginlik ve üzüntü.

* O arkadaşınız büyük boy kahve alması ve yarısını da sizin bardağınıza boşaltması (venti mutluluk)
- Kahveyi sizin almanız: Gitti kahvenin yarısı. (tall mutsuzluk)

* Soslu makarna yerken kravatınıza salça sıçramaması. (mini mutluluk)
- Masanın karşısında oturan adam makarnayı çatalına dolaması, bıraktığı anda boşalan makara gibi dönen makarnanın, üzerindeki salçayı kravatınıza yapıştırması. (maxi talihsizlik)

*Asansörün hemen gelmesi ve istediğiniz katta inmeniz. (imkansızı görme mutluluğu)
- Kapıya sıkışarak bindikten sonra asansörün fazla yük sinyali vermesi, inmek için çıkarken kapının sizi tekrar sıkıştırması (içler dışlar çarpımı). Asansörden gelen gülüşmeler (insanlık ölmüş). Bir şekilde çıkabilmeniz. O sırada arkanızda duran daha ince birinin “bir de ben biniyim belki ötmez” diyerek binmesi ve asansörün ötmemesi. (batsın bu dünya)

Tuesday, 28 June 2011

Dobrolyubov




- Sayın Dimitri Vasiliyeviç Dobrolyubov, ben terfian başka bir göreve gidiyorum, ama merak etmeyin size yeni bir müdür atanacak. Hadi yine iyisiniz çukulataya doyacaksınız...




.

D O B R O L Y U B O V

Dimitri Vasiliyeviç Dobrolyubov 9. derece memurluğunun 15.yılından gün almış biri olarak kendi biriminde boşalan 8. derece memurluk için hazır olduğunu hissediyordu. Birimdeki en yaşlı ve tecrübeli kişiydi. Tek sorun üst düzey memur ve müdürlerden az kişiyi tanımasıydı. Aynı anda işe girdiği ve şu an 2. derece memurluğa kadar çıkan Aleksei Petrov bir gün “dostum, yukarılardan kimse senin ne iş yaptığını bilmez, sen kendini göstereceksin. Onlarla tanışacaksın bir takım uzun raporlar postalayacaksın, senin okuman mühim değil merak etme, onlar da okumayacaklar zaten uzun olsun yeter bir de adına alışsınlar, aman önemli günlerde tebrik kartı yollamayı da ihmal etme. Sonra gider terfi istersin.” demişti. Ama Dobrolyubov böyle yapmak yerine başını dosyaların içine gömmüş “yoldaşlar hak edeni görür” demişti. Şimdi ise Aleksei Petrov’a hak veriyordu. Zira o kadar yoğun işleri arasında müdürlerden “kim ne yapıyor, nasıl çalışıyor”u bilmelerini beklemek haksızlıktan başka bir şey değildi. Bu nedenle artık harekete geçmek vakti gelmişti. Kendisini gösterecek ve gerekirse boş bulunan bu memuriyet için kulis yapacaktı. Ancak boş bulunan 8. derece memurluk kadrosu için kıyasıya bir mücadele vardı. Bu kadro için 1. derece en baş müdüre ulaşmak ise bir tanıdığın araya girmesi ihtimali dışında imkansızdı. Zira o yörüngesinde halka halka uydularla hareket eden büyük bir gezegen gibiydi. En dış halkaya bağlanmak için bile sıra vardı. Bu nedenle en iyi hedef 2. derece baş müdür Boris Tarasov’du. Eğer 2. derece baş müdür olan Boris Tarasov’la ilişkisini kuvvetlendirir nasıl iyi bir yoldaş olduğunu anlatabilirse makus talihini de yeneceğine inanmaktaydı. Boris Tarasov’a ilk yakınlaşması kurumun yıl başı kokteylinde gerçekleşti. Boris Tarasov Dobrolyubov’un olduğu tarafa bakmış ve başını merhaba manasında sallamıştı. Tabi bu hareketi arkasında duran Olga İlyiç’e de yapmış olabilirdi. Ama Dimitri Vasiliyeviç Dobrolyubov bu ihtimali aklına bile getirmek istemedi. O da kafasıyla selam verdi. Bir fırsatını bulursa konuşacaktı elbette. İşini çok iyi bilen yeni gençlerden Andrei Nikitin de Tarasov’u kollamaktaydı. Sürekli gülümsüyor ve yanına yaklaşmaya çalışıyordu. “Yeter artık” diye içinden isyan etti Dobrolyubov ve sık adımlarla hedefine yaklaşmaya başladı. Bir şekilde yüzünü göstermeli, adını söylemeli ve Tarasov'u etkilemeliydi. Ortada duran kokteyl tabağındaki kanepeyi alacak gibi yapıp yakınlaşacaktı. Dobrolyubov ve Tarasov kanepeye aynı anda uzandılar. Tabii ki "kokteyl tabağındaki kanepe"ye, yoksa birlikte bir kanepeye uzanmak Dimitri Vasiliyeviç Dobrolyubov’un tahayyül bile edemeyeceği bir onurdu. Kanepeyi elbette Boris Tarasov aldı. Dimitri Vasiliyeviç Dobrolyubov ise ancak boş kürdanlardan birini kapabildi. Ama bu arada gülümsemeyi başarıp selam verebilmişti. Boris Tarasov büyük bir alçak gönüllülükle selamına gülümseyerek karşılık verdi. Dobrolyubov çok nazik bir şekilde adını ve ünvanını söyledi. Biliyorum yoldaş dedi Boris Tarasov siz Nikitin yoldaşla aynı birimdesiniz. Dimitri Vasiliyeviç Dobrolyubov’un gözleri dolar gibi oldu. 2. derece müdür kendisini tanıyordu. Maalesef genç Nikitin’i de tanıyordu ama olsundu. Buradan alır götürürüm diye düşündü. Kendisini 8. derece memur olmuş ve yoldaşlarına çukulata tutarken hayal etti. Uzun yıllardır bu kadar mesud olduğunu hatırlamıyordu.


Dimitri Vasiliyeviç Dobrolyubov’un Büyük Planı

Dimitri Vasiliyeviç Dobrolyubov yaz döneminde kurumun kampına Boris Tarasov’la aynı dönemde gidecekti. Tabi bunu ayarlamak için kamplara bakan 2. derece memur arkadaşı Aleksei Petrov’a 1,5 iskenderi gözünü kırpmadan ısmarlamıştı.
Şimdi ise elinde Z 50 yazan bir anahtarla uzun bir yola koyulmuştu. Tüm kamp boyunca çıkış kapısına kadar yürüyen Dobrolyubov güvenliğin hemen yanındaki odasına vardığında gerçekten yorulduğunu hissetti. Ama bunlar tatlı yorgunluklardı. Odası her yere biraz uzaktı ama bu sayede formunu koruyacak ve hatta çıkış kapısını gözetleyerek 2. derece baş müdür Boris Tarasov’un gelişinde kapı önüne çıkarak sanki oradan geçiyormuş gibi kendini gösterecekti.
Dobrolyubov’un planının ilk aşaması plajda 2. derece baş müdür Boris Tarasov’un yakınlarında bir şezlong kapmak ya da hiç değilse yere bir hasır atmaktı. Bu nedenle sabahın ilk ışıklarında plaja inip bazı şezlonglara gelişi güzel bir iki havlu bıraktı. Hani olur da şansı yaver giderse birisinin yanına saygı değer 2. derece baş müdür Boris Tarasov otururdu. İlk iki gün Tarasov gözükmedi. Üçüncü gün ise kumsala gelip Dobrolyubov’un hayli uzağına konuşlandı. İki gün boyunca güneşte pişen ve kırmızıya çalan Dobrolyubov herhalde kafası da biraz kaynadığından o bölgeye havlu atmayı unutmuştu. Hemen B planını uygulamaya soktu. Buna göre büyükçe bir deniz topu alacak, iskelede bekleyecek, 2. derece müdür Boris Tarasov yüzmeye geldiğinde arkasından suya girecek, deniz topuyla oynuyor gibi yapıp topu Tarasov’a atacak ve bir şekilde bir yandan top oynayıp, bir yandan da lafı boş bulunan 8. derece memurluk kadrosuna getirecekti. Bu düşüncelerle elinde deniz topuyla neredeyse 2 saat boyunca güneşin altında iskelenin ucunda bekledi. Deniz topu sıcaktan elle tutulamayacak bir hale gelmiş, Dobrolyubov ise tabiri caizse su kaynatmıştı. O an sezlongundan kalkan Tarasov’u gördü, Tarasov dalgaların üzerinde sörf yaparak kendisine doğru geliyordu ve Dobrolyubov’a bağırdı “gelsene Dobroşko su çok güzel”. Sonra sörfünden atlayarak denize girdi “Hadisene Dobroşko bak boyverdim. Burası boyu geçmiyo gel top oynayalım” dedi. Ya da Dobrolyubov öyle olduğunu sandı. Zira yerinde sendeleyen Dobrolyubov iskeleden aşağı bilinci kapalı bir şekilde düştü.
Dobrolyubov gözlerini açtığında hastaneydi. Başında bir doktor vardı. Güneş çarpması ve 2. derece yanık teşhisiyle bir gün hastanede yatacağını ve ilaçlarını alırsa iyileşeceğini söyledi. Ardından aynı kurumda çalışan ve eski dostu olan bir arkadaşına tanıyorsa selam söylemesini istedi. Olur dedi Dobrolyubov tanıyorsam söylerim elbette. Yurt arkadaşım Boris Tarasov dedi doktor, selamımı iletirseniz sevinirim. “İletirim” dedi Dimitri Vasiliyeviç Dobrolyubov “iletirim elbette” ve gözyaşlarına engel olamadı. Zira 8. derece memurluğun kapısını araladığını hissediyordu.

Sürecek…

Thursday, 16 December 2010

Moskova - Petushki İhtiyaç Molası

Dimitri Vasiliyeviç Dobrolyubov gözlerini kısarak ekrana baktı. Tam 15 yıldır aynı işi yapıyordu. Kimler geldi kimler geçti diye düşündü. Moskova üniversitesinde alt sınıflardan olan güdük Boris Tarasov şimdi müdür olmuştu. Hem de ikinci derece müdür. Hep partinin işleri diye iç geçirdi. Kendisi de çiçek böcek peşinde koşacağına iki bayrak assa, iki tartışmaya girip ateşli konuşmalar yapsa şimdi burada gözlerini kısarak oturmazdı. Yine de işe yıllarını vermiş biri olarak en azından memuriyette birkaç basamak çıkmak istiyordu. Son dönemlerde Dimitri Vasiliyeviç Dobrolyubov’un sıkıntıları katlanarak artmıştı. Zira çalıştığı binanın tuvaletlerinde bir yıl kadar uzun sürecek bir tadilat başlamıştı. Bu vahim durumu Yuri Gagarin görse, “uzaya kapsülü daha kısa sürede atmıştık” diye serzenirdi. Ama yapılacak bir şey yoktu. Asansör tadilatından sonra her şeye alışılmıştı.

Tuvalete gidişler tek şeritten kontrollü olarak sağlanıyordu. Bu nedenle önce gün içinde tükettiği su miktarını azaltmaya gitti Dimitri Vasiliyeviç Dobrolyubov. Ardından daha çok tutmaya başladı. Bu tutmalarda yüzü bazen o kadar endişeli bir ifadeye bürünüyordu ki oradan geçmekte olan biri hani onu tanımasa çok derin bir iç hesaplaşmaya daldığını düşünebilirdi. Ama yine de yaşı geçkin olduğu halde kurumun emeklilik vakfının akıbetini bilemediği için emekli olamayan 61 yaşındaki Mihail Demidov’u düşündükçe kendi durumuna şükrediyordu. Zira yıllardır prostat sorunu çeken Mihail Demidov artık odasında oturmuyor, tuvaletin müsait olduğu katlarda geziyor işlerini oradan görmeye çalışıyor ve yanında yedek çamaşır taşıyordu.

Suyu azaltan ve iştahı kesilen Dimitri Vasiliyeviç Dobrolyubov günler geçtikçe zayıfladı, saçları döküldü, avurtları çıktı ve yüzünde sürekli endişeli ve düşünceli bir ruh hali ifadesi oluştu. İşte ben tam bu anda bir rus romanı yazmaya karar verdim. Zira kod adı Dimitri Vasiliyeviç Dobrolyubov olan arkadaş yan masamda oturuyor ve ben de rus değilim. Ama iyi bir rus romanı nasıl yazılır biliyorum. Avurtları çökmüş, tedirgin ve derin düşünen bakışlı kahraman hazır. Yaşadığım şehrin 1970’lerin Doğu Bloku şehirlerinden hiçbir farkı yok. Gökyüzü koyu gri ve kış geldi. Tuvalet tadilatı yaz aylarına kadar sürecek. Kısacası rus romanı yazmak şart oldu. Artık tutabilene aşk olsun. Vericem tasviri, vericem kasveti. Oblomov’a rakip Dobrolyubov’a başlıyorum.

Friday, 1 October 2010

Tarihin Arka Odası - Kariyer Planlaması



Tarihin arka odası programını izlerken Pelin Batu ile aynı anlarda ben de dalmışım.

Rüyamda Reşat Ekrem Koçu, bana Orduyu Hümayun’un teşkilat yapısını anlatıyor. Yeni ıslahatlarla Ordunun daha güçlendirildiğine falan değiniyor. Reşat Ekrem Koçu’nun anlattıklarına göre Orduyu Hümayunun teşkilat yapısı ve söz konusu ıslahatlar şöyle;


Vakanüvis ve müneccim tebaası: Bu tebaa cenglerden sonra, ceng zafer ile nihayetlendiyse nasıl zafer kazandığımızı, mağlubiyet ile nihayetlendiyse de neden mağlup olunduğunu kah hikaye ederek, kah cebirsel metodlarla aktarmaya çalışır. İlave olarak müneccimler kuş uçuşu, yıldız hareketleri ve iyi saatte olsunlar vasıtasıyla yarınlar hususunda tahmin oluştururlar.

Her dem olduğu gibi bu ıslahat hareketinde de hatırı sayılır ihsan almışlardır.


Bostancı ve bostancıbaşı tebaası: Bu tebaa direk padişaha bağlı olup bir hata işleyen oldu mu teftiş eder ve kellesini almak üzere harekete geçer. Bostancıların ziyadesi yeniçerilerin başına çorbacı (yeniçeri ortasının (birlik) komutanı) atandığından bu tebaaya bağlı neferlerin mevcudu çok azalmıştır. Bostancılar da Vakanüvis ve müneccimler gibi imtiyazlıdırlar. Islahatlardan ziyadesiyle ihsanla çıkmayı hep bilmişlerdir.


Yeniçeriler: Orduyu Hümayunun (timarlı sipahilerle birlikte) vurucu gücüdür. Her türlü cengde yer alırlar. Yeni ıslahat hareketlerinde ilk defa adları geçmiş ve bir takım imtiyazlar elde edebilmişlerdir. Çorbacı atamalarının her daim bostancılardan olması neticesinde ise geç kalınmış olsa da “istemezük” nidaları duyulmaya başlanmıştır.



Timarlı sipahiler: Orduyu Hümayunun taşra teşkilatıdır. (Merkezde de timarlı sipahiler bulunmakta ve ziyadesiyle yeniçerilerle karışmaktadırlar). Okçuluk, at binme, ağızla kuş tutma gibi imtihanlara tabi olup sipahi yardımcısı olurlar. Mevcut ıslahatlar memnuniyetsizlik yaratmış gözükmektedir.


Lağımcılar: Bilhassa kale muhasaralarında ve siper muhasaralarında kazdıkları tünellerle düşmanın kalbine girip barutu ateşlerler. Orduyu Hümayunun teknik birimidir. Cenglerde düşman da karşı tüneller açarak lağımcıların tünellerini yakalamak ister. Böyle durumlarda kazdıkları tüneli kapatıp yeniden kazarlar. Gün içinde defalarca kapatıp yeniden kazdıkları görülür. Islahat hareketlerine herhangi bir yorum yapmasalar da memnun addedilmektedirler.


Ben Reşat Hoca’dan bunları dinlerken bir anda Murat Bardakçı’nın “Türk halkına tarihi ben sevdirdim” ünlemesiyle inleyerek uyandım. Popüler kültür sevmeyen biri olarak Bardakçı’nın bu sözleri sonrası bir müddet tarih kitabı okumamaya karar vererek kanalı değiştirdim. Kafamda oklar uçuşuyordu.